T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
Anlaşmalar Genel Müdürlüğü
28.08.2008, İstanbul
DIŞ TİCARET LOJİSTİĞİ KONFERANSI
BASIN TOPLANTISI
KONUŞMA NOTLARI
Değerli Basın Mensupları,
Bugün sizlere lojistikte önemli atılımların başlangıcı olmasını umduğum bir organizasyonun tanıtımını yapmaktan mutluluk duyduğumu belirterek sözlerime başlıyor ve hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Ülkemizin toplam lojistik verimliliğinin ve kabiliyetlerinin arttırılması suretiyle dış ticarette rekabet gücümüzün yükseltilmesi ve uluslararası yük trafiğinin ülkemiz üzerine çekilmesi öncelikli hedeflerimiz arasındadır.
Bu hedef doğrultusunda her yıl düzenli olarak, uluslararası düzeyde tanınan bir “Dış Ticaret Lojistiği Konferansı” düzenlemeye karar verdik.
Bu sayede, lojistik ve dış ticaret arasındaki ilişkilerin uluslararası seviyede tartışılabileceği ve ülkemizin lojistik açıdan öneminin dünya ülkelerine tanıtılacağı bir platform oluşturulabileceğine inanıyoruz.
Dış Ticaret Lojistik Konferanslarının ilki, Dış Ticaret Haftası etkinlikleri çerçevesinde 14-15 Ekim 2008 tarihlerinde lojistik açıdan önemi her geçen gün daha da artan Mersin’de yapılacaktır.
Bu Konferansla eş zamanlı olarak yine Mersin’de “Lojistik ve Transport Fuarı” da düzenleyeceğiz. Sözkonusu Fuara 150’nin üzerinde yerli ve yabancı firmanın iştirak etmesini bekliyoruz.
Konferans sırasında ayrıca, Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı tarafından dünyanın önde gelen lojistik firmalarının iştirakiyle “Türkiye: Lojistik Yatırımcılar İçin Cazibe Merkezi” konulu bir uluslar arası seminer düzenlenecektir.
Değerli Basın Mensupları;
Mersin’in lojistik açıdan önemi bölgemizde yaşanan son gelişmelerden sonra daha da artmıştır.
Irak’ta yavaş da olsa politik istikrarın sağlanması ve buna bağlı olarak petrol gelirlerinin hızla artmaya başlaması ülkenin genelinde ihtiyaç duyulan büyük yatırımların önünü açmıştır. Önümüzdeki dönemde bölge, başta petrol sanayi olmak üzere her alanda uluslar arası yatırımcılar için cazibe merkezi haline gelecektir. Bu durum Mersin Limanı ve Mersin-Habur güzergahının önemini giderek daha da artıracaktır.
Gürcistan Krizi ve buna bağlı olarak Rusya ile Batı dünyasının yaşadığı sorunlar, bu ülkelerin Karadeniz Limanları üzerinden Avrasya coğrafyasına ulaşan ulaştırma koridorlarını son derece riskli hale getirmiştir. Bu durumun, bölgede planlanan projelerin uygulanmasını geciktirmesi kaçınılmazdır.
Yakın coğrafyamızda yaşanan tüm bu gelişmeler Mersin Limanı ve ülkemiz koridorunun Avrupa ile Avrasya arasındaki taşımalardaki önemini daha da arttırmıştır.
Öte yandan, Körfez sermayesinin yatırım için ülkemize ilgisi artarken, doğu Asya ülkelerinin artan ticaret hacmini kaldırmakta yetersiz kalan tıkanmış limanları, bu ülkeleri de yeni limanlar ve güzergahlar arayışına itmiştir.
Doğu Asya ülkeleriyle Avrupa arasındaki ticarette de Mersin’in Akdeniz limanları içerisinde stratejik konumu ve potansiyeli itibarıyla önemli avantajlarının bulunduğu bir gerçektir.
Mersin bölgesinin tüm bu avantajlarını en iyi şekilde değerlendirmek amacıyla hızla hareket etmek zorundayız. Tüm çalışmalarımızı da buna göre yapıyoruz.
Geçtiğimiz aylarda, Mersin ve Bölgesi Lojistik Mastır Planı adı altında Mersin’in taşıdığı potansiyeli rakamsal olarak net bir şekilde ortaya koyacak olan bir çalışma başlatılmıştır.
Bu çalışma, bölgede gerçekleştirilmesi öngörülen Lojistik Merkezine ilişkin temel verilere ulaşmamızı da sağlayacaktır.
Çalışmanın ilk sonuçlarını birkaç ay içerisinde almış olacağız.
Diğer taraftan;
- Ulaştırma Bakanımızın Uluslararası Çukurova Havalimanının Mersin’e yapılacağını açıklamış olması,
- TCDD’nin Mersin Yenice’de bir intermodal istasyon kurma kararı alması,
- Mersin Limanının özelleştirme sonrasında kapasitesinin hızla yükselmesi,
- Uluslararası seviyede büyük çaplı lojistik gayrimenkul yatırımcısı firmaların Mersin’de yatırım arayışı içerisine girmeleri,
bu ilimizin lojistik açıdan uluslararası düzeyde sahip olduğu potansiyelin harekete geçtiğinin açık göstergeleridir.
Bu yıl ilkini düzenleyeceğimiz Dış Ticaret Lojistiği Konferansı, bir taraftan Mersin’in bu potansiyelinin daha iyi tanıtılmasına olanak sağlarken, diğer taraftan Türk lojistik sektörünün sorunlarının masaya yatırılarak çözüm aranmasına da katkıda bulunacaktır.
Konferans aynı zamanda küresel ticaret ve lojistik trendlerin ve özellikle Orta Doğu, Avrasya ve Akdeniz Havzasında, taşımacılık ve lojistik konularında yaşanan gelişmelerin detaylı şekilde analiz edilmesine imkan veren bir platform oluşturacaktır.
Konferansa lojistik, tedarik zinciri ve lojistik merkezleri alanında dünya çapında tanınmış uzman, akademisyenler, özellikle Avrasya ve Orta Doğu coğrafyasının ulaştırma, lojistik ve dış ekonomik ilişkilerden sorumlu bakan ve bürokratları, uluslararası seviyede büyük çaplı lojistik firmaları ile perakende zinciri firmalarının lojistik yöneticileri katılacaktır.
Hedefimiz, Dış Ticaret Lojistiği Konferansının, her yıl daha da geliştirilerek Ortadoğu ve Avrasya lojistiği açısından uluslararası düzeyde bilinen ve tanınan bir buluşma noktası haline getirilmesidir.
Bu nedenle Konferansı, kamu kuruluşlarımızın yanı sıra lojistikle ilgili tüm sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin aktif katılım ve destekleriyle gerçekleştiriyoruz.
Dışişleri Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı, TCDD, Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, TÜSİAD, Mersin Valiliği, Çukurova Kalkınma Ajansı, Mersin Büyükşehir Belediyesi, TOBB, TİM, DEİK, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Mersin Deniz Ticaret Odası, Mersin Lojistik Platformu, UND, RODER, UTİKAD, Demiryolu Taşımacılığı Derneği, TÜRKLİM, Araç Lojistikçileri Derneği, Intermodal Taşımacılık ve Lojistik Araştırma Derneği, Mersin Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi projeye destek sağlayan kuruluşlardır.
Değerli Basın Mensupları;
İzninizle şimdi lojistik ve dış ticaret arasındaki ilişkiye ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Lojistik maliyetlerinin her bir ürünün satış fiyatında ortalama % 20 civarında bir paya sahip olduğunu biliyoruz.
Her vesileyle belirttiğim gibi, başta ABD ve Çin olmak üzere birçok gelişmiş ülkenin uyguladığı gibi döviz kurlarını dış ticaret politikası aracı olarak kullanamıyoruz. Enerji sektöründe hızla yükselen fiyatlar, dünya emtia fiyatlarında son yıllarda kaydedilen artışlar da üretim maliyetlerimizin önemli oranda yükselmesine neden olmuştur. Bu faktörleri değiştirme imkanımızın olmadığını söyleyebiliriz. Verimlilik artışı başta olmak üzere diğer üretim maliyetlerinin azaltılmasında da imkanlarımızı önemli ölçüde kullanmış bulunuyoruz.
İhracat sektöründe rekabet üstünlüğümüzün sürdürülebilmesi için geriye sadece lojistik maliyetlerinin azaltılması kalıyor. Halihazırda birçok üründe lojistik maliyetlerimiz gelişmiş ülkelerdeki ortalamanın iki katına kadar çıkmaktadır.
Firmalarımızın çok küçük kar marjlarıyla ihracat yaptıkları bir ortamda, lojistik maliyetlerinin düşürülmesi, rekabet stratejimizin en önem vermemiz gereken unsuru olarak ön plana çıkmış bulunmaktadır.
Ülkelerin lojistik kabiliyetlerine ilişkin olarak Dünya Bankası tarafından ilk olarak geçtiğimiz yıl açıklanan endekse göre ülkemiz, genel ortalamada dünyada 34. sırada iken, iç taşıma maliyetleri alt endeksinde maalesef 112. sıraya kadar gerilemektedir.
Bu noktada, iç taşıma maliyetlerimizin düşürülmesine yönelik radikal önlemlerin biran evvel hayata geçirilmesini gerekli görüyoruz.
Denizyolu kabotaj ve demiryolu taşımacılığının geliştirilmesi ile intermodaliteye geçilmesine yönelik düşük faizli kredi niteliğinde ek mali tedbirlerin alınması, ayrıca karayoluyla ihracat taşımalarına sağlanan vergisiz akaryakıtın, ihracat işleminin başladığı iç gümrük kapılarından itibaren verilmeye başlanması bu konuda atılması gereken önemli adımlardır.
Lojistiğe sadece maliyet açısından da bakmamaktayız. Özellikle süre hassasiyeti olan ürünlerin pazara rakip ülkelerden önce ulaştırılabilmesi başlı başına rekabet avantajı yaratan bir husustur.
Örneğin hazır giyimde sipariş ile teslimat arasındaki süre, belirli bir marj içerisinde kalmak kaydıyla maliyetin de önüne geçerek, başlı başına üretimin nerede yapılacağını belirleyen bir unsur olmuştur.
Ülkemizin hazır giyim gibi süre hassasiyeti yüksek sektörlerde Uzakdoğu mallarına karşı rekabet gücünün korunmasında coğrafi yakınlık avantajımız ve esnek ve hızlı sevkıyat yapılabilmemizi sağlayan güçlü karayolu nakliyesi sektörüne sahip olmamız büyük önem taşımaktadır.
Uluslararası bir kuruluşun gerçekleştirdiği bir çalışmada da net bir şekilde ortaya konulduğu gibi teslimattaki 1 günlük bir gecikme ürünün değerinde %1 ‘lik bir azalışa neden olmaktadır.
Bu noktada gümrük işlemlerinin elektronik ortama çekilerek en az bürokrasi ve en az fiziki kontrolle gerçekleştirilmesi ve limanlardaki sıkışıklıkların giderilmesi büyük önem arz etmektedir.
Lojistiğin de içinde bulunduğu hizmet ticaretinde uluslararası kuralların henüz tam anlamıyla oturmaması, lojistiğin bir tarife dışı engel olarak kullanılması sonucunu da doğurmaktadır.
Özellikle Türk karayolu nakliye sektörüne getirilmiş bulunan kota ve vize engelleri bunun en güzel örneğidir. Biz bunları sadece nakliye sektörüne yönelik olarak alınmış bir engel değil, Türk ihraç ürünlerine karşı alınmış bir tarife dışı engel olarak da görüyoruz.
Rusya, Bulgaristan, İran, Suriye, İtalya gibi ülkelerle bu günlerde halen yaşamakta olduğumuz sorunların temel nedeni de budur. Bu tür sorunlara karşı artık çok daha duyarlıyız. Her düzeyde yaptığımız girişimlerle sorunları karşılıklı görüşmeler yoluyla aşmaya çaba gösteriyoruz.
Ancak, gerektiğinde mütekabiliyet de dahil olmak üzere, ikili ve çok taraflı anlaşmalardan doğan haklarımızı korumak için uygun önlemler almaktan çekinmeyeceğimizi de bu vesile ile vurgulamak istiyorum.
Öte yandan petrol fiyatlarının kısa bir süre içerisinde radikal bir şekilde artışının nakliye masraflarını da yükseltmesi yeni bir süreci başlatmıştır.
Firmalar üretimlerini uzun bir süredir, özellikle düşük istihdam maliyeti avantajından yararlanmak üzere Çin başta olmak üzere uzak doğu ülkelerine kaydırmaktaydılar. Ancak artan taşıma maliyetleri, Avrupa pazarından uzak olan bu ülkelerin düşük istihdam maliyeti avantajını ortadan kaldırmaya başlamıştır.
Bu durum, global firmaları yeniden pazara yakın mesaferlerde üretim yapmaya ve tedariklerini de mümkün olduğu ölçüde yakın veya yerel kaynaklardan temin etmeye zorlamaktadır.
Özellikle Avrupa pazarına yakınlığımızın verdiği lojistik avantaj ülkemize çok daha büyük miktarda doğrudan sermaye yatırımı çekebilmek için büyük bir fırsat sağlamaktadır.
Ancak, bu avantajdan yararlanabilmek için bir kısmını yukarıda ifade ettiğim şekilde lojistik alanında kısa vadeli önlemlerin hızla alınması, ayrıca ulaştırma altyapısının geliştirilmesine yönelik çalışmalara hız verilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, lojistiği sadece üretimin bir destek hizmeti değil, üretimin asli bir unsuru olarak görüyoruz.
Bu çerçevede lojistik unsurunu dikkate almayan dış ticaret politikalarının, sanayi politikalarının, teşvik politikalarının, yabancı sermaye politikalarının başarı şansının düşük olduğunu düşünüyoruz.
Değerli Basın Mensupları,
Sözlerime son verirken, 14-15 Ekim 2008 tarihlerinde Mersin’de düzenleyeceğimiz Dış Ticaret Lojistiği Konferansının ülkemiz başta olmak üzere çok geniş bir coğrafyadaki ülkeler arasındaki ticaretin gelişmesine önemli katkılar sağlayacağına inancımı belirterek katkıda bulunan tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.
Sayfalar:
1
2
3
4
5